Eğer güneş görseydi
Kıskanır mıydı geceye gülümseyen gözlerini….
Çocuklar çocuk , çocuklar
Nefret ettiğim insanlardan , insanlıktan herhalde ruhuma miras kalan en değerli şey. Kaybettiğim değerler arasından nasıl sıyrıldı bilmiyorum.
Kalbimin küllerinden doğmuş bir sevgiliydi çocuklara duyduğum sevgi.
Karşılıksız bir duygu galiba bu
Merhametsizliğim , onları üzene
Zekaları tartışmasız bizden üstün
Hayal güçleri sınırlarımızın çok ötesinde
Mavi treni olan küçük kızın hikayesini biliyor musun sen , bugün o kızın küçük kardeşinin doğum günüydü.
Yaklaşık 4 ay önce koruyucu bir aileye verilmiş. Anaokuluna başlamış , hem de benim anaokuluma.
Çocuk anılarımı attım çantama düştüm yola. Umurumda değildi kaçırdım dersler , görmeliydim onu.
Kapıdan girdiğim zaman , küçükken koşuşturduğum koridoru gördüm , beni almaya gelen amcamın büyükbabamın durduğu kapıda durdum.
Korku vardı içimde , yüzünde mutluluğu görememe ihtimalinin verdiği korkuyu hissediyordum. Mutlu muydu acaba yeni ailesiyle , özlüyor muydu ablasını , arıyor muydu arkadaşlarını…
Perde vardı yine kapıda , topladım cesaretimi çaldım kapıyı.
Gülümseyen bir anaokulu hocası karşıladı beni. Anlattım derdimi , sağ olsun kırmadı beni.
” Can ” diye seslendi , hareket yoktu. ” Can ”
Kapıya çevrilen bir baş gördüm önce , sonra gözler. Beni işaret eden hocasına baktı , göz göze geldik. Oyununu böldüğüm için kızdım kendime , beklemeliydim.
Gittikçe ablasına benziyordu..
- Merhaba Can
- Merhaba abi.
Çocukların utangaçlığı kadar sevimli bir şey görmedim daha. Yerinde sallanıp konuşmanın devam etmesi için gereken cümleyi söylememi bekliyordu.
Soramadım nasılsın diye , iyi misin diyemedim. Kalbimin aynası çatlaktı , ona sahte bir gülümseme veremezdim.
- Doğum günün kutlu olsun küçük adam.
- Teşekkür ederim.
Tek cümlelik cevaplar korkutuyordu beni. Ablası geliyordu gözümün önüne , yurda girdiğim zaman mutlulukla beni karşılayan gözlerini görüyordum gözlerinde.
Sessizlik bir çocuğa hiç yakışmıyor , bırak dedim içinden dertlerin benim olsun , unuttuğum mutluluklar senin. Hadi gel hemen burada takas edelim. Ben sana gülümsemelerimi vereyim sen bana gözyaşlarını. Atmam söz , saklarım.
Çantamdan çıkardığım hediyesini verdim. Boynuma sarılıp tekrar teşekkür etti ve gitti. Zorlamadım , belli ki utanıyordu.
Kapıdan çıkmak üzereyken öğretmen arkamdan seslendi.
Yanlış anlamayın ama dedi , ailesinden başka onu ziyarete gelen tek kişi sizsiniz. Vaktiniz varsa size bir resim göstermek istiyorum. Bu resmi geçen hafta yaptılar , hayatında ki en mutlu anı çizin dedim , Can bu resmi yaptı. Sanırım bu adam sizsiniz.
Kıskanır mıydı geceye gülümseyen gözlerini….
Çocuklar çocuk , çocuklar
Nefret ettiğim insanlardan , insanlıktan herhalde ruhuma miras kalan en değerli şey. Kaybettiğim değerler arasından nasıl sıyrıldı bilmiyorum.
Kalbimin küllerinden doğmuş bir sevgiliydi çocuklara duyduğum sevgi.
Karşılıksız bir duygu galiba bu
Merhametsizliğim , onları üzene
Zekaları tartışmasız bizden üstün
Hayal güçleri sınırlarımızın çok ötesinde
Mavi treni olan küçük kızın hikayesini biliyor musun sen , bugün o kızın küçük kardeşinin doğum günüydü.
Yaklaşık 4 ay önce koruyucu bir aileye verilmiş. Anaokuluna başlamış , hem de benim anaokuluma.
Çocuk anılarımı attım çantama düştüm yola. Umurumda değildi kaçırdım dersler , görmeliydim onu.
Kapıdan girdiğim zaman , küçükken koşuşturduğum koridoru gördüm , beni almaya gelen amcamın büyükbabamın durduğu kapıda durdum.
Korku vardı içimde , yüzünde mutluluğu görememe ihtimalinin verdiği korkuyu hissediyordum. Mutlu muydu acaba yeni ailesiyle , özlüyor muydu ablasını , arıyor muydu arkadaşlarını…
Perde vardı yine kapıda , topladım cesaretimi çaldım kapıyı.
Gülümseyen bir anaokulu hocası karşıladı beni. Anlattım derdimi , sağ olsun kırmadı beni.
” Can ” diye seslendi , hareket yoktu. ” Can ”
Kapıya çevrilen bir baş gördüm önce , sonra gözler. Beni işaret eden hocasına baktı , göz göze geldik. Oyununu böldüğüm için kızdım kendime , beklemeliydim.
Gittikçe ablasına benziyordu..
- Merhaba Can
- Merhaba abi.
Çocukların utangaçlığı kadar sevimli bir şey görmedim daha. Yerinde sallanıp konuşmanın devam etmesi için gereken cümleyi söylememi bekliyordu.
Soramadım nasılsın diye , iyi misin diyemedim. Kalbimin aynası çatlaktı , ona sahte bir gülümseme veremezdim.
- Doğum günün kutlu olsun küçük adam.
- Teşekkür ederim.
Tek cümlelik cevaplar korkutuyordu beni. Ablası geliyordu gözümün önüne , yurda girdiğim zaman mutlulukla beni karşılayan gözlerini görüyordum gözlerinde.
Sessizlik bir çocuğa hiç yakışmıyor , bırak dedim içinden dertlerin benim olsun , unuttuğum mutluluklar senin. Hadi gel hemen burada takas edelim. Ben sana gülümsemelerimi vereyim sen bana gözyaşlarını. Atmam söz , saklarım.
Çantamdan çıkardığım hediyesini verdim. Boynuma sarılıp tekrar teşekkür etti ve gitti. Zorlamadım , belli ki utanıyordu.
Kapıdan çıkmak üzereyken öğretmen arkamdan seslendi.
Yanlış anlamayın ama dedi , ailesinden başka onu ziyarete gelen tek kişi sizsiniz. Vaktiniz varsa size bir resim göstermek istiyorum. Bu resmi geçen hafta yaptılar , hayatında ki en mutlu anı çizin dedim , Can bu resmi yaptı. Sanırım bu adam sizsiniz.
Donsaydı yeryüzü ancak bu kadar hissizleşebilirdim
Ancak bu kadar acıyabilirdi kalbim
Ablası - ben ve o
Elimde siyah bir şey veriyorum ablasına , ablası sarılıyor. Can uzaktan bizi izliyor , ablası gülüyor.
Ablasının gülümseyişiymiş onun en mutlu anı….
Teşekkür ettim kapıya yürüdüm. Bak arkana dedim kendime, dön ve bak ona. Son vedası olmadan el salla , bir hoşçakal de. Sarılır belki yine sana
Döndüm.
Baktım uzaktan , kaldırdı başını. Gülümseme oturdu yüzüne , el sallamaya başladı.
Tıpkı , ablası gibi
Benim adım
Ece’nin Mavi Treni….
0 yorum :
Yorum Gönder